“Sen beni böyle ellerinle besleyeceksen…”

Bir Ailenin Sıcak Hikayesi: Özlemin, Sevginin ve Umudun Sofrası
Bir akşamın huzur dolu sessizliğinde, bir küçük kızın kalbinde büyüyen özlem yankılanıyor: “Babaanne, annemler ne yapıyordur sence?” Bu masum soru, hem bir çocuk merakını hem de uzaklarda kalan anne babaya duyulan özlemi anlatıyor. Henüz uykuya dalmadan önce annesinin sesini duymak isteyen bir çocuk, ailesine kavuşmanın sevincini telefon hattının ucunda buluyor.
Telefonun diğer ucunda ise anne ve baba, sevgiyle dolu ses tonlarıyla kızlarının özlemini dindirmeye çalışıyor. “Anneciğim, özledim sizi,” diyor küçük kız. Annesi ve babasıysa, yüzlerinde gülümsemeyle, yüreklerinde sıcak bir sızıyla cevap veriyorlar. O kısa konuşma, bir ailenin birbirine duyduğu bağlılığın, kilometreleri aşan bir sevginin en sade hali oluyor.
Küçük kız, masal istemeyi de unutmuyor. “Ama üç tane okuyalım, hemen bitmesin,” derken, aslında annesiyle babasının sesini biraz daha duymak istiyor. Çocukluğun en saf hali, burada kelimelere dökülüyor. Masallar, uyumak için değil; sevgiyle geçen dakikaları uzatmak için bir bahaneye dönüşüyor.
Öte yandan, sahne yavaş yavaş anne ve babanın bulunduğu mekâna taşınıyor. Baba, zarif bir hazırlık içinde, akşam yemeğine özen gösteriyor. “Görüşmen mi var yine?” diye soruyor eşi gülümseyerek. “Evet, hem de çok güzel ve özel bir kadınla,” diyor adam, sevgiyle bakarak. O kadının kendisi olduğunu anladığında, yüzüne yayılan tebessüm her şeyi anlatıyor. Bu sahne, uzun zamandır birbirini seven ama hayatın koşturmacasında vakit bulamayan iki insanın yeniden birbirine yönelme anı.
Yemek masası hazır. Sade, zarif, özenli. Erkek, kadına sandalyesini çekiyor: “Bu gece ben hizmetinizdeyim.” Yılların alışkanlıklarına rağmen, hâlâ ilk günkü heyecanı taşıyan bir aşk bu. Kadın şaşkın ama mutlu. Adamın gözlerindeki sevgi, kelimelerden daha çok şey söylüyor.
Yemek servisi başlıyor. Hafif müzik fonda, sofrada ise samimiyet. Kadın diyet listesini hatırlatıyor, “Diyetine devam edip sağlıklı beslenmen önemli,” diyor. Adam gülümseyerek cevap veriyor: “Ben de senin sağlıklı olmanı istiyorum.” Bu cümle, yalnızca bir sağlık temennisi değil; birbirine özen göstermenin, paylaşmanın ve hayatı birlikte sürdürmenin simgesi.
Aralarında tatlı bir konuşma başlıyor. Kadın, hamileliğin verdiği kararsızlıkla ne yemek istediğini bulamıyor. “Hem tatlı hem tuzlu,” diyor, “ekşi değil, acı hiç değil.” Adam gülüyor, “Bilmece gibi ama bulacağız,” diyor. Çünkü mesele yemek değil, birlikte aramak, birlikte bulmak. Bu sahnede sadece iki insan değil; aynı zamanda doğacak bir hayatın heyecanı da var.
Kadın bir anda karnını tutuyor, “Sanki tekme attı,” diyor şaşkınlıkla. Adamın gözleri parlıyor: “Daha çok erken ama ben hissettim. Çünkü o da beni hissediyor.” Bu an, sadece bir bebeğin hareketi değil; iki insanın kalplerinin aynı anda atması gibi bir duygu.
Adam, gülümseyerek kadının elinden tutuyor. “Bence babasının kendisine daha fazla dikkat etmesini söylüyor,” diyor şakayla. Kadın kahkahasını tutamıyor. Birbirlerine bakarken gözlerindeki mutluluk, sözlerle anlatılamayacak kadar derin.
“Sen beni böyle ellerinde besleyeceksen, ömrümün sonuna kadar böyle beslenmeye razıyım,” diyor adam. Bu söz, bir aşk itirafı gibi. Sade ama dokunaklı. Sofra başındaki bu konuşma, bir ailenin kalbinde filizlenen umudun, sevginin ve bağlılığın sembolü oluyor.
Gecenin sonunda, müzik yavaşça yükseliyor. Işıklar loşlaşıyor. İki kalp, birbirine biraz daha yakın, biraz daha tamam hissediyor. Kamera uzaklaşırken geriye sadece bir aile kalıyor — birbirine sıkı sıkıya sarılmış, sevgiyi, sadakati ve birlikte yaşamanın anlamını yeniden hatırlayan bir aile.
Bu sahne, sadece bir dizinin bölümü değil; aynı zamanda hayatın içinden bir kesit. Sevginin bazen bir “iyi geceler”de, bazen bir “masal oku” isteğinde, bazen de bir sofrada saklı olduğunu hatırlatıyor.