Elif ve Aziz’in nikahı kıyıldı! ❤️ | Esaret 557. Bölüm (FİNAL)

Bir Nikâh, Bir Ömür: Elif ve Aziz’in Hikayesi
Hayat bazen küçük aksiliklerle başlar ama en güzel anlara o aksiliklerin arasından ulaşılır. “Aksilik işte, son dakikada tam da kopacak zamanı buldu.” sözüyle başlayan bir sabah, aslında uzun bir yolculuğun mutlu sonuna işaret ediyordu. O gün, Elif ve Aziz’in hayatı değişti; sadece iki insanın değil, iki ailenin hikayesi birleşti.
Düğün sabahı evin içinde telaş, heyecan ve kahkahalar birbirine karışmıştı. Gelinin saçı son anda tamamlanmış, elbisesinin duvağı düzeltilmişti. “Oldu mu? Oldu işte, eline sağlık.” diyen sesler, evin içini sevgiyle dolduruyordu. Herkesin dilinde aynı cümle vardı: “Her şey tamam galiba.” Dışarıda misafirler toplanıyor, nikâh memuru kapıda bekliyordu. Bu an, sadece bir imza değil, yeni bir başlangıcın sembolüydü.
Aziz, arkadaşlarının tabiriyle “yakıyordu ortalığı.” Siyah takım elbisesi, yüzündeki huzurlu tebessümle tamamlanmıştı. Gelin Elif, zarafetiyle göz kamaştırıyor, odadan çıkarken herkesin kalbinde bir mutluluk çiçeği açıyordu. “Dünya gözüyle bugünü de gördüm ya…” diyen bir annenin gözyaşları, o anın en samimi ifadesiydi. Çünkü bu nikâh sadece iki kişinin değil, bir ailenin yeniden doğuşuydu.
Salon, müzik ve alkışlarla dolduğunda herkes nefesini tuttu. Nikâh memurunun sesi yankılandı:
“Belediyemizde yapmış olduğumuz incelemelerde evlenmenize engel bir durum bulunamamıştır.”
Elif Çiçek ve Aziz Kılıçarslan adları salonda yankılanırken, herkesin gözleri bu iki gençteydi. “Hiçbir etki altında kalmadan, kendi özgür iradenizle evlenmeyi kabul ediyor musunuz?” sorusu sorulduğunda Elif’in net bir “Evet” cevabı, salonda yankılandı. Ardından Aziz’in gururlu sesi: “Evet.”
Bu iki kısa kelime, bir ömürlük sözün özeti gibiydi. Herkesin yüzünde tebessüm, kalplerinde huzur vardı. Nikâh memuru son cümleyi söylediğinde, alkışlar adeta gökyüzüne karıştı:
“Belediye başkanımızın bana verdiği yetkiye dayanarak sizleri karı koca ilan ediyorum.”
O an, salondaki herkesin kalbinde aynı dilek yankılandı: “Allah mesut etsin.”
Anneler dua etti, babalar gururla omuzlara dokundu, dostlar sarıldı. Bir yanda mutluluk gözyaşları dökülürken, diğer yanda gülümsemeler birbirine karıştı. Bu, sade ama kalpten bir törenin en güzel haliydi.
Tebrikler birbirini izledi. “Allah huzurunuzu daim etsin yavrum.” diyen bir annenin sesi, hem minnettarlığın hem de dua dolu bir kalbin yankısıydı. Arkadaşlar, akrabalar, herkesin dilinde aynı temenni: “Bir yastıkta kocayın.” Aziz’in yanındaki dostu omzuna vurdu, “Kardeşim, yakıştı size.” dedi. Elif’in elini tutan Feri abla ise anlamlı bir cümleyle nasihat etti: “Aziz kızımız sana emanet.” Bu cümle, bir evliliğin temelinde yatan güvenin ifadesiydi.
Ancak bu hikâye yalnızca nikâh masasında bitmedi. Aziz, herkesin önünde yeni bir sürpriz açıkladı:
“Balayı için Kapadokya’ya gideceğiz. Her şeyi ayarladım, birkaç günlüğüne Erciyes Dağı’na da geçeriz.”
Bu sürpriz, genç çiftin hayatına romantik bir başlangıç ekledi. Kapadokya’nın mistik vadilerinde, Erciyes’in karla kaplı doruklarında atılacak ilk adımlar, bir ömrün başlangıcını simgeliyordu.
Bu sahne, Türk kültüründe düğünlerin taşıdığı anlamı bir kez daha hatırlatıyor. Bir evlilik sadece iki insanın değil, iki ailenin birleşmesidir. Her “Evet” cevabında yılların emeği, fedakârlığı ve duası vardır. Nikâh masası, aynı zamanda geçmişle geleceğin kesiştiği bir noktadır. Orada söylenen her söz, bir yemin, bir umut, bir duadır.
Belki o gün yaşanan ufak aksilikler, kırılan topuklar, geç kalan misafirler unutulacak. Ama o “Evet” sesi, o anın heyecanı, alkışlar, tebessümler hep hafızalarda kalacak. Çünkü her düğün, aslında bir toplumun en güzel yanını — sevgiye, sadakate ve birlikteliğe olan inancını — gösterir.
Elif ve Aziz’in nikâhı da işte tam olarak bunu hatırlattı: Gerçek mutluluk, mükemmel bir günle değil, samimi kalplerle başlar. Ve o gün, herkes biliyordu ki bu evlilik bir masal gibi başlamıştı.