Bir Veda, Bir Başlangıç: Kendi Hayatını Kurmak

Hayatın belli dönemlerinde, bazı insanlar bize yol gösterir, bazıları ise yolumuzu tıkar. Kimileri kalır, kimileri gider. Ancak en önemlisi, bazen gitmek de kalmak kadar cesaret ister. “Bizim evleneceğimizi sandı. Dengesi bozuldu. Saçma sapan davrandı. Ama özür diledi.” Bu cümlelerde, bir ilişkinin karmaşık ama insanî bir yüzü gizlidir. Hatalar, kırgınlıklar ve özürler… Hepsi hayatın bir parçası. Ama asıl mesele, bu döngü içinde kendimizi kaybetmeden yolumuza devam edebilmektir.

İlişkiler, her zaman bir denge arayışıdır. Bazen iki insan birbirini sevse bile aynı yöne bakamayabilir. Kimi zaman biri geçmişin yükünü taşır, diğeri ise geleceğe koşmak ister. O anlarda verilen en zor karar, “Artık peşimizi bırak. Kendi hayatını kur.” demektir. Bu, yalnızca bir vedayı değil, aynı zamanda özgürlüğü de temsil eder.

Birini sevmek, onun bizimle kalmasını istemek kadar, gerektiğinde gitmesine izin verebilmektir. Çünkü sevgi, sahip olmak değil; anlamak ve özgür bırakmaktır. O yüzden “Git buradan.” sözü, her zaman nefretle söylenmiş bir cümle değildir. Bazen, birinin daha fazla incinmemesi için söylenir. Bazen de, kendimizin yeniden doğabilmesi için.

Her şeyi düzeltmeye çalışan birinin çabası elbette kıymetlidir. Ancak bazı şeyler onarılamaz; çünkü kırılan sadece kalp değildir, güven de dağılmıştır. O yüzden özürler bazen geç kalır. “Her şeyi düzeltmek için de şimdi uğraşıyor.” denildiğinde, belki de karşıdaki kişi artık savaşmaktan yorgundur. Belki de artık düzeltilecek bir şey kalmamıştır.

Yine de bu hikâyede bir umut vardır: “Yani… bizim hayatımız bu.” cümlesi, bir kabulleniştir. Hayatın bize sunduğu iniş çıkışları, sevgiyle ve olgunlukla karşılamaktır. Herkes kendi yolculuğunu yapar. Kimimiz bir vedadan güç alır, kimimiz bir özürle yeniden başlar.

Bir ilişki bittiğinde, geriye kalan sadece boşluk değildir. O boşluğun içinde deneyim, ders ve büyüme vardır. İnsan, kaybettikçe öğrenir; ayrıldıkça kendine yaklaşır. “Kendi hayatını kur.” sözü bu yüzden yalnızca bir çağrı değil, bir davettir: Kendini bulma daveti.

Toplum olarak çoğu zaman ayrılığı başarısızlık gibi görürüz. Oysa bazı ayrılıklar birer başarıdır. Çünkü birini bırakmak, bazen kendimizi kurtarmaktır. Kendi hayatını kurmak ise, o kurtuluşun ilk adımıdır.

Belki de en büyük yanılgı, mutluluğun bir başkasında saklı olduğunu sanmaktır. Oysa mutluluk, bir evlilikte, bir ilişkide ya da bir özürde değil; insanın kendi içinde başlar. “Artık peşimizi bırak.” derken, kişi aslında kendine “Artık geçmişi bırak.” demektedir.

Bugün birçok insan, geçmişteki bağlarını koparamadığı için yerinde sayıyor. Halbuki hayatta kalmanın sırrı, akışta olabilmektir. Giden gider, kalan kalır. Ama hayat, her halükârda devam eder. Ve o devam edişin içinde yeni başlangıçlar filizlenir.

Her son, bir başlangıcın maskesidir. “Git buradan.” cümlesiyle başlayan sessizlik, bir süre sonra içsel huzura dönüşür. O huzurda, insan kendi sesini yeniden duymaya başlar. Kendi kararlarını verir, kendi adımlarını atar. Artık kimseye ait değildir, yalnızca kendinedir.

Kendi hayatını kurmak demek, başkalarına inat yaşamak değil; kendin için yaşamaktır. Korkmadan, utanmadan, yeniden başlamak. Bazen bu cesaret, bir “veda” cümlesinin içinden doğar. Ve belki de o an, gerçekten yaşamanın ne demek olduğunu anlarız.