Bir Cümlenin Ardındaki Dünya: “Bana Geri Gel”

Bazı kelimeler vardır, bir ömrün ağırlığını taşır. “Bana geri gel.”
Kısa, sade, ama içindeki çağrı sessizliği deler geçer. Bu cümle, hem bir yakarış hem de bir teslimiyettir. Çünkü bazen insanın bütün gücü, bütün arzusu, bir tek kişiye yönelir. Ve o kişi yokken, dünya birden anlamını yitirir.
“Senden başka hiçbir şeye ihtiyacım yok.”
Bu söz, modern çağın karmaşasında neredeyse unutulmuş bir itiraf. Artık herkes bir şeylerin peşinde — başarı, özgürlük, güç, saygı… Ama biri çıkar ve der ki: “Sen yetersinsin.”
Bu, sevmenin en saf, en savunmasız hâlidir. Karşılık beklemez; yalnızca bir varlığın eksikliğini dindirmeye çalışır.
Yazarın satırlarında, bir insanın içsel hesaplaşması hissediliyor.
“Senin için yapabileceklerimi düşününce hiçbir şey istemedin aslında.”
Belki bu, bir suçluluk duygusunun, belki de bir fark edişin sonucu. Sevdiği kişiye her şeyi sunabileceğini fark ediyor; ama karşısındaki, tüm o “her şeyin” yerine yalnızca huzur, sevgi ve samimiyet istemiş. Oysa bunlar, dünyadaki en pahalı şeylerdir — çünkü kalpten gelirler.
“Dünyayı iste, getirip önüne sereyim.”
Bu cümledeki abartı bile gerçek bir duygunun yansıması. İnsan sevdiğinde, imkânsızın bile mümkün olabileceğine inanır. O kişi için şehirler değiştirir, alışkanlıklarını terk eder, kendini dönüştürür. Ama bazen tüm bunlar yetmez. Çünkü karşındaki, senin gösterdiğin çabanın değil, sadece senin varlığının özlemini duyar.
“Onu söylediğim her şey.”
Bu satır, geçmişe dönük bir pişmanlık gibi duruyor. Belki bir tartışmanın, bir ayrılığın ardından yazılmıştır. İnsan bazen en çok sevdiğine en sert sözleri söyler; çünkü o sözlerin, sevgiye zarar vereceğine inanmaz. Ama sonra anlar — bazı kelimeler susmak kadar derindir, bazı sessizlikler bağırmaktan da ağır.
“Buraya tek bir şey yaz.”
Bu ifade, bir günlük sayfasında, bir mektupta, belki de bir mesaj kutusunda yankılanır gibi. Sanki karşısındaki kişiden uzun cümleler değil, sadece bir işaret bekliyor. “Bir kelime yaz, bir nokta koy, bir nefes ver… yeter.” Bu, umudun en kırılgan hâlidir. İnsanın kalbini ayakta tutan son iplik.
“Bana geri gel.”
Belki de bu iki insanın hikâyesinde, söylenmemiş binlerce cümle bu çağrının içinde saklıdır. “Neden gittin?” yerine “Gel.”, “Beni affet.” yerine “Sen yetersin bana.” Çünkü bazı duygular açıklama değil, dönüş ister.
Bu satırları okurken, herkes kendi kaybını hatırlar biraz. Herkesin bir “geri gelsin” dediği biri vardır. O kişi dönmese bile, bu cümle insanı kendiyle yüzleştirir. Çünkü sevmek, sahip olmak değil; yokluğa rağmen varlığını koruyabilmektir.
Modern aşk hikâyelerinde sıkça rastlanan bir tema vardır: yanlış zamanda doğru insanla karşılaşmak. Bu yazı da tam olarak o hissi anlatıyor. Zaman, mekân, sözler… hepsi yanlış olabilir, ama duygu hep doğru kalır. Bu yüzden “senden başka hiçbir şeye ihtiyacım yok” diyen bir kalp, aslında hâlâ sevmenin ne olduğunu hatırlıyor.
Aşkın en saf hâli, gösterişli değil, sade olandır.
Ne büyük vaatler, ne dramatik itiraflar…
Yalnızca bir sessizlik ve ardından gelen küçük bir cümle:
“Bana geri gel.”
Ve belki de hayat, bütün karmaşasına rağmen bu kadar basittir.
Biri gider, diğeri bekler.
Biri susar, diğeri yazar.
Ve bir yerlerde, bir kalbin içinden şu fısıltı yükselir:
“Tek istediğim sendin. Hâlâ da sensin.”