“Babam çocukken nasıldı babaanne?”

"Babam çocukken nasıldı babaanne?" | Esaret 492. Bölüm

Bir Masalın İçinde Büyüyen Sevgi: “Gökten Üç Elma Düştü”

Bazen bir masal, bir ömürlük hasreti anlatır.
Bazen bir çocuk sesi, geçmişin bütün sessizliğini bozar.
Ve bazen, sadece bir “babaanne kokusu” bile kaybolmuş yılların yerini doldurabilir.

O gece, küçük bir çocuk “Bu gece beraber uyuyalım mı?” diye sorduğunda, belki farkında bile değildi söylediklerinin ağırlığının. Çünkü o cümle, sadece bir istek değil, aynı zamanda bir bağ kurma çabasıydı — yıllar sonra yeniden bulunmuş bir sevginin sıcak yansıması. Çocuk masal isterken, aslında hikâyenin kahramanlarından biri oluyordu: babası, babaannesi ve kendisiyle birlikte yazılan yeni bir masalın.

Babaanne ise yorgundu ama sevgi doluydu. “Ben size ağlamayın diyemem ama lütfen kendinizi bırakmayın,” derken, sadece torununa değil, aynı zamanda kendi geçmişine de sesleniyordu. Çünkü kayıplar bazen sadece insanları değil, insanın içindeki inancı da alıp götürür. Ancak o inancı yeniden yeşerten şey, çoğu zaman bir çocuğun gülüşüdür.

Saraç, babaannesini yeni bulmuştu. Belki de bu yüzden o anın değeri kelimelerle ölçülemezdi. “Gördünüz, sizi çok seviyor,” dediğinde, odadaki sessizlik bile anlam kazanmıştı. Sevgi, söylenmeden de hissedilebiliyordu.

Sonra masal başladı.
“Gökten üç elma düştü…”
Herkesin payına birer elma düştü bu hikâyede: biri babanın, biri çocuğun, biri de annenin başına. Bu, sadece masalın son cümlesi değildi; aynı zamanda bir yeniden doğuşun sembolüydü. Çünkü her masal, biraz da umutla biter.

Babaanne, geçmişe döndü bir an. “Baban çocukken çok akıllıydı, her zaman cesurdu,” dedi. Oğlunu anlatırken gözlerinde pişmanlıkla karışık bir gurur vardı. “Ben çok hatalar yaptım ama onu çok sevdim.”
İşte bu itiraf, hayatın en içten anlarından biriydi. Çünkü sevgi, hatalarla birlikte büyüyen bir duygudur. Gerçek sevgi, mükemmellikten değil, affedişten doğar.

Masal bittiğinde çocuk hâlâ uykusuzdu ama kalbi huzurluydu. Çünkü o gece sadece bir hikâye dinlememişti; ailesinin hikâyesini yaşamıştı.
Babasıyla hiç tanıyamadığı bağı, babaannesinin kelimelerinde bulmuştu. O masal, geçmişle bugün arasında kurulmuş bir köprüydü.

Masalın sonunda duyulan o sessizlik… işte orada asıl büyü gizliydi.
Babaanne, torununa sarıldı. “İyi ki siz kavuştunuz babamla,” dedi küçük çocuk, gülümseyerek. Bu cümle, hem bir vedaydı hem de bir başlangıç. Çünkü artık hikâye tamamlanmıştı. Her şey olması gerektiği gibi yerini bulmuştu.

O gece evin içinde yayılan koku, sadece çay ya da lavanta kokusu değildi. O, “babaanne kokusu”ydu — geçmişin sıcaklığı, güvenin kokusu.
Ve Doru’nun kokusu da… bir çocuğun masum sevgisinin yansımasıydı.

Bu hikâye bize bir kez daha gösteriyor ki, aile sadece kan bağıyla değil, paylaşılan kalp bağıyla kurulur.
Bir masal, bir çocuğun gözyaşını dindirir; bir büyüğün pişmanlığını affettirir; bir annenin sessizliğini anlamlı kılar.

Hayat bazen uzun bir masal gibidir. İçinde hatalar, kayıplar, gözyaşları vardır. Ama sonunda gökten üç elma düşer: biri sevgiden, biri affetmeden, biri de yeniden doğuştan yana.

Ve işte o zaman, herkes kendi payına düşen elmayı eline alır.
Masal biter.
Ama sevgi kalır.