Aziz ve Behiye yılların ardından kavuşuyor
“Bir Anne ile Oğulun Yıllar Sonra Yüzleşmesi: Kapıdaki Sessizlik, Bahçedeki Gerçek”

İstanbul – Uzun yıllar boyunca suskunlukla örülü bir ilişkinin ardından gelen beklenmedik bir karşılaşma, bir annenin kalbinde korku, suçluluk ve umut duygularını aynı anda uyandırdı. Aziz’in aniden ortaya çıkışı, geçmişte gizlenen sırların yeniden gün yüzüne çıkacağının habercisiydi.
Günün sıradan bir anında başlayan telefon konuşması, kısa sürede bir dramın kapılarını araladı. Kadının sesi titriyordu:
“Aziz buraya geldi, Feriha. Bir şeyler oluyor ama ne olduğunu anlamıyorum.”
Yıllardır haber alamadığı oğlu, sessizce kapıya gelmiş, tek kelime etmeden dönüp gitmişti. Bu sessizlik, bir annenin iç dünyasında yankılanan en derin korkunun sembolüydü.
Bir Kadının Korkusu: “Ne İstiyor Benden?”
Anne, endişeyle yakın dostu Feriha’yı aradı. “Elif’i aradım, Aziz benimle konuşmak istiyormuş. Aziz benden ne isteyebilir ki? Çok korkuyorum, Feriha.” diyordu. Bu cümle, bir annenin hem pişmanlığını hem de geçmişle yüzleşme korkusunu taşıyordu.
Feriha bir süre sessiz kaldı. Bildiği ama söyleyemediği bir şey vardı. “Biliyorum galiba… ama bunu söylemek bana düşmez.”
Kadının sesi iyice titredi: “Eğer bir şey biliyorsan, Allah aşkına söyle. Artık gücüm kalmadı, dayanamıyorum.”
Feriha derin bir nefes aldı, “Peki, anlatacağım. Ama önce sakin ol.” dediği anda kapı çaldı. Kadın korkuyla doğruldu: “Kapı çalındı. Seni sonra arayacağım.”
Gerçekle Yüzleşmeye Doğru
Kapının diğer ucunda Elif vardı. Gözleri tedirgindi ama sesi sakindi: “Bahçeye gidelim mi? Güvenlikten izin aldım. Aziz seni bekliyor.”
Kadın şaşkınlıkla sordu: “Ne oluyor Elif? Söylesene, ne var?”
Elif sadece şunu diyebildi: “Korkma, gel. Oğlun seni bekliyor.”
Ve o an geldi.
Bahçede, yıllardır görmediği oğlunun sesi yankılandı:
“Anne.”
Tek kelimeydi bu. Ama içinde bir ömürlük kırgınlık, özlem ve sessizlik vardı.
Sessizliğin Anlamı
Aziz’in konuşmadan dönüp gitmesi, şimdi ise annesini bahçeye çağırması; her şeyin başladığı o büyük yüzleşmeye işaret ediyordu. Bu sahne, bir evladın içinde büyüyen sitemin, bir annenin içinde taşıdığı suçluluğun buluşma noktasıydı.
Kadın, kalbinde fırtınalarla oğlunun karşısına yürüdü. Her adımında geçmişin ağırlığı vardı. Bir yandan “Beni affedecek mi?” sorusu zihnini kemiriyor, diğer yandan “Yeter ki konuşsun, bana dönsün,” diye dua ediyordu.
Aziz’in neden geldiği hâlâ bir sırdı. Ancak onun bu sessizliği bile, annesine en ağır cezayı veriyordu.
Bir Kadının Vicdanıyla Hesaplaşması
O anlarda, geçmişte yaşananların ağırlığı satır aralarından hissediliyordu. Kadın, yıllarca içinde sakladığı pişmanlığıyla yüzleşiyordu.
“Ne yaptım ben?” diye mırıldandı. “Bir anne nasıl olur da çocuğuna bu kadar uzak düşer?”
Feriha ve Elif, bahçenin uzaktan tanıklarıydı. İkisi de ne yaşanacağını biliyor ama karışamıyordu. Feriha’nın iç sesi yankılandı: “Bazen gerçeği söylemek, susmaktan daha acıdır.”
Affetmenin Sınırında
Aziz, annesinin karşısına geldiğinde sadece bir evlat değil, geçmişin taşıyıcısıydı. Onun yüzünde hem özlem hem öfke vardı. Kadının gözleri doldu, titreyen sesiyle sadece şunu diyebildi:
“Oğlum…”
Bu kelimeyle birlikte yılların sessizliği bozuldu. Bahçede rüzgâr hafifçe eserken, iki yüreğin arasındaki görünmez duvarlar yavaş yavaş yıkılıyordu.
Belki o gün her şey affedilmeyecekti. Belki bazı yaralar kapanmayacaktı. Ama en azından yüzleşme başlamıştı. Ve bazen bu, affın ilk adımıydı.
Bir Annenin Hikâyesi, Bir İnsanlığın Yansıması
Bu olay sadece bir aile trajedisi değil, aynı zamanda bir insanlık hikâyesi. Suçluluk, korku, sevgi ve affetme arzusu iç içe geçmişti. Her anne, her evlat bu duygularda kendinden bir parça bulabilir.
Sonunda kadın sessizce mırıldandı:
“Keşke hiçbir şey olmamış olsaydı. Keşke sadece annesi olabilseydim.”
O an, kelimeler değil, gözyaşları konuştu. Ve belki de o bahçede, sessiz bir şekilde başlayan bu yüzleşme, bir annenin yeniden doğuşuydu.