İyi ki varsın🥰 #Esaret #MahassineMerabet #CenkTorun #orhir #Kanal7 #Turkishseries #Redemption

Bir Çocuğun Kalbinden Doğan Masumiyet: “Keşke Babam da Senin Gibi Olsaydı”

Küçük bir kızın saf kalbinden dökülen sözler bazen bir romanın sayfalarından fırlamış kadar dokunaklı olabilir. “Keşke babam da senin gibi olsaydı,” diyen küçük bir kız çocuğu, aslında milyonlarca kalbin derinliklerinde yankılanan bir özlemi dile getiriyor. Sevgi, şefkat ve korunma duygusunun en saf hâliyle yansıdığı bu kısa diyalog, izleyenleri hem hüzünlendiriyor hem de düşündürüyor.

Bir kız çocuğu ve bir adam arasındaki bu sıcak konuşma, yalnızca birkaç cümleden ibaret olsa da, içinde büyük bir anlam taşıyor. Kız, elindeki resme bakarak “Bak, bunlar kimler?” diye soruyor. Adam şaşkınlıkla “Kim bunlar?” diye karşılık veriyor. Ardından küçük kız gülümseyerek “Bu sensin. Kalbinin içindeki de benim,” diyor. Bu cümle, çocukların sevgiyi nasıl saf, koşulsuz ve doğrudan hissettiklerini gösteriyor.

Adam ise bu sözler karşısında hem gülümsüyor hem de duygulanıyor. “Bu kim peki?” diye sorunca, küçük kız hiç tereddüt etmeden “Bu da kötü adam. Ama o bir şey yapamıyor. Çünkü sen varsın,” diyor. Çocuğun gözünde iyilik ve kötülük çok nettir: kötü, ancak sevgi ve güven olmadığı zaman güçlüdür. Sevginin olduğu yerde kötülüğün gücü kalmaz.

Fakat en vurucu cümle, küçük kızın “Keşke babam da senin gibi olsaydı,” demesiyle gelir. Bu cümle, sadece bir dilek değil, aynı zamanda bir eksikliğin itirafıdır. Babasının sevgisini tam olarak hissedemeyen bir çocuğun kalbinde, güven duyduğu başka bir yetişkine karşı gelişen duygusal bağın ifadesidir bu. Küçük bir kalpten gelen bu söz, babalık kavramının aslında ne kadar derin bir sorumluluk olduğunu hatırlatıyor.

Adam, bu sözler karşısında sessiz kalmaz. “O, ne kadar şanslı olduğunu asla anlayamayacak biri,” derken aslında hem kızın babasına hem de kendi geçmişine bir göndermede bulunur. Çünkü bazı insanlar sahip oldukları sevgiyi fark edemeyecek kadar uzaklaşmıştır duygularından. Ama o an, kızın gözlerine baktığında içindeki baba şefkati ortaya çıkar. “Ama sen… bir babanın sahip olabileceği en tatlı, en güzel kızsın,” sözleriyle sadece onu değil, izleyen herkesi duygulandırır.

Bu kısa sahne, modern dünyanın babalık anlayışına da güçlü bir mesaj veriyor. Çocuklar lüks ya da pahalı hediyeler istemezler; onların aradığı şey, ilgi, sevgi ve güven duygusudur. Küçük bir sarılma, birlikte geçirilen birkaç dakika bile bir çocuğun dünyasını aydınlatabilir. Adamın “Anlaşıldı mı?” diye sorması ve kızın gülümsemesi, bu sevginin karşılıklı olarak hissedildiğini gösterir.

Sahne aynı zamanda çocukların masum dünyasını da gözler önüne seriyor. Onlar için dünya, iyi ve kötü olarak ikiye ayrılmıştır. Ancak kötülüğü yenmenin yolu, her zaman sevgiden geçer. Kızın söylediği gibi: “Ama o bir şey yapamıyor. Çünkü sen varsın.” Belki de bu cümle, yetişkinlerin de unuttuğu bir gerçeği hatırlatıyor: sevgi, en güçlü koruyucudur.

Bu sahne, birçok izleyicinin kalbine dokundu. Sosyal medyada binlerce kişi, “Her çocuk böyle bir güven duygusunu yaşamalı,” yorumunu yaptı. Kimi kendi babasını, kimi çocukluğunu, kimi de kaybettiği bir sevgiyi hatırladı. Çünkü bu birkaç cümle, aslında hepimizin içinde yankılanan bir özlemi temsil ediyor: sevilmek ve korunmak.

Sonuç olarak, bu diyalog sadece bir film sahnesi ya da dizinin küçük bir bölümü değil; aynı zamanda insan ruhunun derinliklerine işleyen bir hikâyedir. Her çocuğun kalbinde bir “iyi adam” vardır — bazen o kişi bir baba olur, bazen bir öğretmen, bazen de sadece onu dinleyen biri. Önemli olan, o kalpte yer bulabilmektir.

Ve küçük kızın sözleri hâlâ aklımızda yankılanıyor:
“Keşke babam da senin gibi olsaydı.”