Hira, Eylül’ün açığını yakalamaya çalışıyor! | Esaret 550. Bölüm

Hira, Eylül’ün açığını yakalamaya çalışıyor! | Esaret 550. Bölüm

Görünmeyen Hesaplaşmalar: Güven, Merhamet ve Gizli Şüpheler Arasında

Bir evin içindeki sessizlik, bazen en yüksek sesli fırtınadır.
Bu metinde de dışarıdan bakıldığında sakin, hatta hayırsever bir ortam görünürken, satır aralarında derin bir kuşku, bastırılmış öfke ve gizli bir plan seziliyor. “Hanım, Eylül döndü” cümlesiyle başlayan sahne, sade bir ev içi konuşma gibi görünse de, karakterlerin arasında süren gerilimi dikkatli bir göz hemen fark eder.

Hikâyenin merkezinde yine Eylül var. Önceki bölümlerde olduğu gibi burada da onun etrafında dönen bir belirsizlik, bir “şüphe gölgesi” söz konusu. Hanımefendinin “Eylülle ilgili bir şüpheniz mi var?” sorusu aslında her şeyi özetliyor. Çünkü ortada açıkça dile getirilmeyen ama herkesin hissettiği bir endişe var: Eylül’ün niyetleri gerçekten saf mı?

Bir yanda Eylül’ün yardımsever ve alçakgönüllü yüzü, diğer yanda arka planda dönen sessiz takipler. “Mahalledeki ihtiyaç sahiplerini tespit edebilsek yardım etmek istiyorum” diyen bir kadın, aslında iyi niyetin temsilcisi gibi görünür. Fakat hemen ardından gelen “Bir de Orhun bugünkü olanlardan haberi olmasın” cümlesi, bu yardım isteğinin ardında gizli bir amacın veya örtülü bir hesaplaşmanın bulunduğunu hissettirir. Yardım etmek masum bir istek gibi görünse de, bu sahnede yardım bile stratejik bir hamleye dönüşmüştür.

Diyalogların ilerleyen kısmında ton bir anda yumuşar. Eylül ve hanımefendi mutfakta, çorba ve salata hazırlarken konuşurlar. Günlük, sıradan bir ev anıdır bu. Ancak tam da bu sahnelerde karakterlerin gerçek yüzleri ortaya çıkar. Eylül’ün sözleri bir minnettarlık gösterisi gibidir:

“Sayenizde alnımın teriyle çalışıp ekmeğimi kazanıyorum.
Ufak da olsa insanlara bir çare olmak istedim.”

Bu cümleler yüzeyde saf, samimi ve içten görünür. Ama ardından gelen iç ses —“Yuttu gibi görünüyor ama mazlumluğu oynamaya devam kızım.”— sahnenin tüm anlamını tersyüz eder. Demek ki bütün bu tevazu, nezaket ve duygusallık, aslında bir oyunun parçasıdır.

Burada Eylül’ün çift yönlü karakteri keskin bir şekilde belirginleşir. Dış dünyaya karşı mazlum, minnettar, sessiz; ama iç dünyasında soğukkanlı, hesap yapan, manipülasyon gücünü bilen bir figür. Bu ikilik, hikâyenin ana çatışmasını oluşturur: Gerçekle sahte arasındaki çizgi giderek bulanıklaşır.

Bir başka önemli tema da kadınlar arasındaki koruma ve rekabet duygusu. Hanımefendi, Eylül’e bir “abla gibi” yaklaştığını söylerken, aslında onun üzerindeki otoritesini meşrulaştırır. “Bir gözünüz hep üstümde” diyen Eylül, görünüşte şükran doludur, fakat bu sözde gizli bir serzeniş vardır: “Evet, beni koruyorsunuz ama aynı zamanda izliyorsunuz.”
Bu ikili ilişki biçimi —koruma kisvesi altında denetim— patriyarkal toplumlarda sıkça rastlanan bir durumdur ve metin bunu kadınlar arası dinamikle yeniden üretir.

Arka planda Orhun’un adının geçmesi, olay örgüsünün erkek otoritesine bağlandığını da hatırlatıyor. Hanımefendi’nin “Orhun bugünkülerden haberdar olmasın” sözü, gizliliğin merkezini oluşturuyor. Bu, sadece bir sır değil, bir güç dengesi meselesidir. Çünkü Orhun’un bilmediği her şey, evdeki kadınların elinde bir avantaj hâline gelir. Eylül de bu dengeyi ustaca kullanır; sessizliğini ve masumiyetini bir savunma kalkanı gibi taşır.

Sahnenin sonundaki kısa iç monolog —“Yuttu gibi görünüyor ama mazlumluğu oynamaya devam kızım.”— yalnızca Eylül’ün planını değil, hikâyedeki temel gerçeği de açığa çıkarır: Bu evde herkes bir rol oynamaktadır.
Kimse tam anlamıyla masum değildir. Her nezaket cümlesinin ardında bir korku, her teşekkürün ardında bir çıkar, her tebessümün ardında bir strateji vardır.