Afife, Hira ve Orhun’dan helallik istiyor | Esaret 555. Bölüm

Afife, Hira ve Orhun’dan helallik istiyor | Esaret 555. Bölüm

Bir Veda Değil, Bir Helalleşme: Kalpten Gelen Sözlerin Sessiz Gücü

Hayatta bazı anlar vardır, kelimeler yük olur. Söylenmesi zor, susturulması daha da zor cümleler… İşte o anlardan birine tanık olduk. Bir anne, ameliyata girmeden önce çocuklarının karşısına geçti ve belki de son kez konuştu. “Eğer beklenmedik bir şey olursa, hakkınızı helal edin,” dedi.
Basit bir cümle gibi görünse de, o sözün ardında bir ömürlük sevgi, pişmanlık, şefkat ve kabulleniş vardı.

Bu sahne, bir annenin cesaretini değil, insanın faniliğiyle yüzleşme biçimini anlatıyor.
Güçlü durmaya çalışsa da sesindeki titreme, içindeki korkunun değil; aksine teslimiyetin sesi.
Kimi zaman insanlar ölümden korktukları için değil, geride bıraktıklarının kalbinde bir eksiklik bırakmaktan çekindikleri için “helalleşmek” isterler. Çünkü bilirler, hayat her zaman ikinci bir şans vermeyebilir.

Kadının “Eğer beklenmedik bir şey olursa…” diye başlayan cümlesi, aslında bir vedadan çok bir dua.
Hayatın kırılganlığını kabullenen bir ruhun, sevdiklerine yük olmadan veda etme çabası.
Bu noktada “helallik” kelimesinin anlamı daha da büyüyor.
Türk kültüründe helalleşmek, sadece dini bir ritüel değil; aynı zamanda gönüllerin arınması, vicdanların rahatlaması anlamına gelir.
Birinin sana “Hakkını helal et” demesi, aslında “Ben seni incittiysem affet” demektir.
Karşıdan gelen “Helal olsun” yanıtıysa, sevginin ve bağışlamanın en saf biçimidir.

Oğullarının “Anne lütfen bunları konuşmayalım” demesi, aslında korkunun bir yansıması.
İnsan, sevdiklerinden veda kelimelerini duymak istemez.
Çünkü o kelimeler, ölümün değilse bile kaybetme ihtimalinin kapısını aralar.
Oysa anne, bu konuşmayı ölümle değil, huzurla yapmak istiyor.
“Hazırlıklı olmak istiyorum” derken, aslında çocuklarını da hayata hazırlıyor.
Kaygılarını değil, sevgisini bırakmak istiyor ardında.

Sahnede en çok yankı uyandıran kelime “Helal olsun.”
Üç kez tekrar edilmesi, bir dua gibi yankılanıyor.
Birincisi bir annenin içini ferahlatıyor,
ikincisi oğulların kalbini yumuşatıyor,
üçüncüsü ise seyircinin ruhuna dokunuyor.
Sanki bütün bir hayat, o tek kelimede özetleniyor.
Ne öfke kalıyor, ne pişmanlık.
Sadece bir kabulleniş, bir huzur duygusu.

Bu sahne, aynı zamanda modern yaşamın hızında unuttuğumuz bir değeri hatırlatıyor:
Zamanında helalleşmek.
İnsanlar çoğu kez “yarın söylerim”, “fırsat bulunca anlatırım” diyerek erteler.
Oysa kimse yarının garantisini veremez.
Bu yüzden bazen bir “özür dilerim”, bazen bir “teşekkür ederim”, bazen de sadece bir “helal olsun” demek, hem gidenin hem kalanların ruhunu özgürleştirir.

Bir annenin bu kadar dingin, bu kadar bilinçli bir veda konuşması yapabilmesi, aslında büyük bir içsel barışın göstergesidir.
Korku değil, huzur vardır sesinde.
Çünkü bilir ki, hakkını helal eden evlat, anısını da yaşatacaktır.
Korkuyla değil, minnetle anacaktır onu.

Toplum olarak bu kadar yoğun duyguların arasında, “helalleşme” kültürü bize insani bir zarafet hatırlatıyor.
Bir gün herkes kendi hayat sahnesinde bu kelimeyi duyacak ya da söyleyecek.
O an geldiğinde, kimsenin içinde “keşke” kalmaması dileğiyle…

Ve belki de en güzeli, bu sahnenin bize şunu öğretmesidir:
Helallik istemek ölümü değil, sevgiyi hatırlatmaktır.
Birinin gönlünde temiz bir iz bırakmak, aslında sonsuz yaşamın ta kendisidir.