Afife Demirhanlı’nın kahreden veda mektubu

Afife Demirhanlı’nın kahreden veda mektubu ❤️‍🩹 | Esaret 555. Bölüm

Bir Annenin Sessiz Vedası: Kalplerde Kalan Bir Mektup

Hayat, bazen kelimelere sığmaz. Ama bazı kelimeler vardır ki, bir ömür boyu suskun kalan hisleri anlatır. Bir annenin kaleminden dökülen bu satırlar da tam olarak böyle. “Canım oğlum, sevgili gelinim, kızım…” diye başlayan bu mektup, bir vedadan çok daha fazlasını anlatıyor: bir sevgi mirasını.

Afife Hanım, ailesine yüz yüze söyleyemediklerini kalemiyle söylemeyi seçmiş. Çünkü bazı sözler, dudaklardan döküldüğünde değil, kâğıda döküldüğünde daha derin izler bırakır. Mektubunda, ameliyat öncesinde ailesini endişelendirmemek için susmayı seçtiğini yazıyor. Kızmalarını istemiyor. Onların yorgun kalplerine bir korku daha yüklememek için kendi korkusunu sessizce taşımayı tercih ediyor.
İşte gerçek bir anne yüreği: kendi acısını saklayıp, sevdiklerinin huzurunu korumak.

Ama mektubun içinde yalnızca bir veda değil, aynı zamanda bir müjde de var. “Sahra’ya bir kardeş geliyor,” diyor. Yani hayat, bir yandan eksilirken, öte yandan yeniden filizleniyor. Anne olmanın, büyükanne olmanın en güzel tarafı da bu belki: Ölümün gölgesinde bile yaşamın devam ettiğini bilmek.

“En çok istediğim şey doğacak torunumu kucağıma almak, kulağına ismini fısıldamak.”
Bu cümle, bir annenin, bir büyükanne olma hayalinin en saf hali. Hayatta en basit dilekler aslında en derin olanlardır. Belki o torunun yüzünü göremeyecek ama mektubundaki sevgi, o çocuğun kalbine kadar ulaşacak. Çünkü sevgi, bedenle değil, hatıralarla yaşar.

Afife Hanım mektubunda, eğer ameliyattan çıkamazsa torununa onun yerine bir öpücük kondurmalarını istiyor. Sahrasına da sesleniyor: “Beni yüreğinin bir yerlerine sığdırsın. Zamanı gelince beni kardeşine anlatsın.”
Bu cümle, ölümün bile dokunamadığı bir bağı anlatıyor. Çünkü anneler gider, ama sevgileri kalır.
Bir annenin hikâyesi, çocuklarının kalbinde yaşamaya devam eder.

Mektubun ilerleyen satırlarında en dokunaklı itiraf geliyor:
“Evlatları tarafından sevilen bir anne olmanın güzelliğini tattım. Benden mutlusu yok.”
Bu söz, bir ömürlük emeğin karşılığı. Çünkü anneler çoğu zaman sessizdir, fedakârlıkları görünmez. Ama sonunda, “sevildim” diyebilmek, bir annenin hayatındaki en büyük huzurdur.

Afife Hanım, mektubunu şu sözlerle bitiriyor:
“Sevgi dolu bir evin bu dünyadaki cennet olduğunu ben sizin sayenizde öğrendim.”
Bu satır, bir annenin hayat felsefesini özetliyor. Maddi hiçbir şeyin yerini tutamayacağı bir hakikat: Sevgi dolu bir ev, dünyanın en güvenli limanıdır.

Belki o ameliyat masasından kalkamayacak, ama mektubuyla kalıcı bir hatıra bırakıyor. Kağıda yazılmış bu kelimeler, yalnızca bir kadının son arzusu değil; bir ailenin sevgisini, sadakatini ve minnettarlığını hatırlatıyor.
Çünkü her veda, aslında bir hatırlatma: Sevgi yaşarken de, ölümden sonra da sürer.

Bir annenin mektubu, sadece bir kâğıt parçası değildir. O, nesilden nesile geçecek bir duygunun taşıyıcısıdır. O torun büyüdüğünde, annesinden veya babasından bu satırları duyduğunda, belki de hiç tanımadığı büyükannesini kalbinde hissedecek.
İşte sevginin ölümsüzlüğü tam da budur.

Mektubun sonunda, fon müziği eşliğinde yükselen sessizlikte bir alkış duyuluyor. O alkış, belki izleyenlerin gözyaşlarını saklamak için attığı bir alkış. Ama aynı zamanda bir teşekkür:
Hayatın karmaşası içinde bize sevgiyi hatırlattığın için teşekkürler, Afife Hanım.

Ve son olarak şu satırla bitirelim:
Bazen bir mektup, bir ömürlük sessizliği anlatır.
Ve bazen bir annenin son sözü, bütün bir ailenin sonsuz duası olur.