“Ben abla oldum artık, kendi yemeğimi kendim hazırlayacağım”

“Ben abla oldum artık, kendi yemeğimi kendim hazırlayacağım" 🥹 | Esaret 533. Bölüm

Yeni Bir Kardeş, Yeni Bir Denge: Bir Çocuğun Büyüme Hikâyesi

Bir evin içindeki küçük bir an bazen büyük duyguların aynası olabilir. “Artık ben büyüğüm, kardeşim yesin” diyen bir çocuğun cümlesi, yalnızca tatlı bir olgunluk ifadesi değil, aynı zamanda bir içsel kırılmanın da göstergesidir. Bu kısa sahne, bir çocuğun kardeşinin doğumu öncesinde yaşadığı duygusal geçişi, hem naif hem de dokunaklı bir biçimde anlatıyor.

Küçük bir kız, annesinin sevgiyle uzattığı ballı sütü kabul etmiyor. O artık “abla” olduğunu, kendi yemeğini kendisinin hazırlayacağını söylüyor. Bu cümle ilk bakışta bir gurur göstergesi gibi görünse de, altındaki anlam daha derin: Çocuk, büyüdüğünü ilan ederek sevgiye duyduğu ihtiyacı gizlemeye çalışıyor. Çünkü ebeveynlerin ilgisi artık “kardeşe” yönelmiştir. Bu durum, neredeyse her çocuğun yaşamında bir dönüm noktasıdır — ilginin paylaşılması, sevginin yeniden tanımlanması, “tek olma” halinin sona ermesi.

Sahnenin ilerleyen kısmında, aileden uzak kalan karakterler arasında kıskançlık ve huzursuzluk da hissedilir. “Orgun yine o kadının etrafında pervanedir” sözleri, yetişkin dünyasının da kıskançlık ve yalnızlıkla dolu olduğunu hatırlatıyor. Yani hikâyedeki büyüme yalnızca çocuğa ait değildir; yetişkinler de duygusal olgunluk sınavlarından geçmektedir. Ancak fark şu ki: çocuk duygularını açıkça dile getirirken, yetişkinler genellikle kıskançlığı bastırılmış nezaketin ardına gizler.

Bir sahnede Sahracık, küçük kıza yaklaşır ve onunla konuşur:
“E sen üzülmüyor musun bu duruma? Kardeşin olacak diye seni unutmuş gibiler sanki.”
Bu soru, çocuk psikolojisinin en hassas noktasına dokunur. Çocuk, bu soruya tam bir “evet” demese de yüzündeki ifadeyle içindeki kırgınlığı belli eder. Bu, “yerinden edilme” hissidir — anne-baba sevgisinin eksilmediğini bilse de, artık paylaşılması gerektiğini fark eden çocuğun içsel mücadelesi.

Bu noktada ailelere düşen en büyük görev, yeni bir kardeşin gelişiyle birlikte büyük çocuğa da özel bir alan tanımaktır. Uzmanlar, bu süreçte şunları öneriyor:

  • Hazırlık sürecine çocuğu dahil etmek: Yeni kardeş için hazırlık yapılırken ablanın veya abinin fikrini almak, “sen de onun büyümesine yardım edeceksin” mesajını verir.

  • Sorumluluk verirken dengeyi korumak: “Sen ablasın, artık büyüdün” ifadesi, gurur kadar baskı da yaratabilir. Çocuğa yardımcı olma fırsatı vermek güzel ama bunu “zorunluluk” haline getirmemek gerekir.

  • Eşit ilgi göstermek: Yeni bebek eve geldiğinde büyük çocukla özel zaman geçirmek, “hâlâ değerlisin” duygusunu pekiştirir.

Küçük kızın “Artık ben abla oldum” sözleri, çocuk dünyasında **“özdeşleşme”**nin bir işaretidir. O, annesi gibi davranmaya, kendi kendine yetmeye çalışarak sevgiyi kaybetmemeye çabalar. Ama bu olgunluğun ardında hâlâ bir çocuk vardır — sevilmek, fark edilmek, sarılınmak isteyen bir kalp. Yani bu sahne aslında çocukluktan çıkış değil, çocukluğun savunmasıdır.

Diğer yandan, sahnede dikkat çeken bir başka unsur da yalnızlık ve kıskançlığın yetişkin versiyonudur. “Sıkıntıdan öleceğim. Orgun yine o kadının etrafında pervanedir” diyen karakter, kıskançlığın yaşla kaybolmadığını gösterir. Aynı duygular, farklı biçimlerde ama benzer acılarla ortaya çıkar. Bir çocuk “kardeşim tüm ilgiyi aldı” derken, bir yetişkin “o başkasına döndü” der. Her iki durumda da özünde aynı his vardır: değersizlik korkusu.

Ancak hikâye, tamamen karanlık bir tablo çizmez. Arka planda duyulan müzik, evin içindeki sıcak diyaloglar, “ballı süt” gibi detaylar, hâlâ bir sevgi atmosferinin var olduğunu gösterir. Bu da bize şunu anlatır: Kıskançlık, sevginin eksikliğinden değil, sevginin yön değiştirmesinden doğar.

Kısacası bu sahne, yalnızca bir “abla olma hikayesi” değil; büyümenin, paylaşmanın ve sevgiyi yeniden öğrenmenin hikayesidir.
Bir çocuk büyüdüğünde, aslında sadece yaş almaz — sevginin anlamını yeniden keşfeder.
Ve belki de en güzeli şudur: Kardeş doğduğunda, bir çocuk kaybolmaz; sadece “abla” olarak yeniden doğar.