Hira Hastanelik Oldu! | Esaret 546. Bölüm

DEVAM – “Kalp Atışı”
Odada sessizlik vardı. Yalnızca cihazın yumuşak bip sesi duyuluyordu. Hira, yatağın kenarında sımsıkı tuttuğu ellerini bırakmadan, gözlerini monitöre dikmişti. Her saniye bir ömür gibiydi. Kalbi, sanki bebeğinin kalbiyle aynı ritimde atıyor, her sessizlik anında duracak gibi oluyordu.
Doktor ve hemşire sessizce hazırlık yaparken Orhun, kapının önünde ileri geri yürüyordu. Yüzü solgundu. Güçlü görünmeye çalışıyordu ama içindeki fırtına dışarı taşmak üzereydi. “Bir şey olmayacak,” diye mırıldandı kendi kendine. “Söz verdim… hiçbir şey olmayacak.”
Doktor monitörün yanına geçti, cihazı açtı. Küçük bir uğultu duyuldu, sonra bir sessizlik…
Hira nefesini tuttu.
Bir saniye, iki saniye, üç…
Sonra — bir ses.
“Tup… tup… tup…”
Kalp atışı.
Hira’nın gözlerinden yaşlar süzülürken dudaklarından bir nefes gibi döküldü:
“O buradasın…”
Orhun’un yüzüne bir gülümseme yayıldı. Elini Hira’nın elinin üstüne koydu. “Sana söylemiştim,” dedi kısık bir sesle. “Biz güçlü olacağız. O da bizim kadar güçlü.”
Doktor gülümsedi. “Bebeğinizin kalp atışları gayet iyi,” dedi. “Şu an için bir tehlike görünmüyor ama dinlenmeniz şart.”
Hira başını salladı. “Dinleneceğim,” dedi. “Yeter ki o iyi olsun.”
O an odadaki herkes rahat bir nefes aldı. Fakat gerginlik, tamamen kaybolmadı. Çünkü bazen en küçük umut bile korkunun gölgesinde titrerdi.
Orhun dışarı çıktı. Koridorda derin bir nefes aldı. Ellerini yüzüne kapadı. İçinden bir dua mırıldandı.
“Allah’ım, ne olur onları bana bağışla.”
Sonra derin bir sessizlik. Hastanenin soğuk ışıkları arasında, hayatın ne kadar kırılgan olduğunu düşündü.
Biraz sonra hemşire geldi. “Hira Hanım dinleniyor,” dedi.
“Sağ ol,” dedi Orhun.
Hemşire bir an durdu. “İlk korkuyu atlattınız ama dikkatli olmanız gerek. Böyle durumlarda sadece beden değil, kalp de yorulur.”
Orhun başını eğdi. “Haklısınız,” dedi. “Ama o benim en güçlü yanım.”
Koridorun sonunda küçük bir kız çocuğu koşarak geldi — Sahra. Babasının bacaklarına sarıldı.
“Baba, kardeşim iyi mi?”
Orhun eğildi, kızının göz hizasına indi.
“İyi, meleğim. Kardeşin çok güçlüymüş. Tıpkı annesi gibi.”
Sahra gülümsedi. “Ben de güçlüyüm,” dedi. “Annem ağlamasın diye dua ettim.”
Orhun’un gözleri doldu. “Ve duan kabul oldu, güzel kızım.”
Evde, babaannenin elinde bir tabak vardı. Soğuyan çayı masaya bıraktı, kendi kendine mırıldandı:
“Allah korusun, her şey iyi olacak inşallah.”
Kadın, yılların ağırlığını taşıyan ellerini dizlerine koydu. Gözleri kapıya kaydı. Bir annenin, bir büyüğün sezgisiyle hissetti: bu ev, birazdan yeniden nefes alacaktı.
Akşam olduğunda, hastane odasının ışığı yumuşadı. Hira uyuyordu. Yüzü huzurluydu. Orhun, sandalyesinde oturmuş, sessizce onu izliyordu. Elinde küçük bir ultrason fotoğrafı vardı.
Bebeğin kalp atışını ilk duydukları anı hatırladı.
“Hayat bazen bir sesle geri gelir,” diye düşündü.
Bir kalbin sesiyle.
Pencereden dışarı baktı — şehirde gece başlamıştı. Ambulans sirenleri uzaklardan yankılanıyor, hastane ışıkları gökyüzüne vuruyordu. Ama bu odada bir sessizlik, bir umut vardı.
Ve o umut, her şeyin yeniden başlayabileceğini fısıldıyordu.
Orhun başını eğdi, Hira’nın elini tuttu.
“Yeniden başlayacağız,” dedi kendi kendine. “Sen, ben ve o küçük kalp.”